Mizahın Felsefesi

 

         Mizah gazetelerinin zan ve tahmin olunduğundan pek ziyade mühim bir vazifesi vardır: Uslandırma ve uyandırma!

            Mizah bu vazifesini sopa ile, yumrukla, kaba vasıtalarla değil, ustura gibi keskin nüktelerle, şeytan tozu gibi biraz yakan biraz kaşındıran ve hafifçe öfkelendiren nüktelerle yapar. Mizah gazetesinin her cümlesi bir gafilin burnuna çevrilmiş bir fiske olmalıdır.

            Mizahçının gözü daima bir tenkid adesesine yapışık, aralıksız etrafımızdaki topluluğu gözden geçirecek, etrafımızdakilerin aksayan yönlerini muvazenesiz hareketlerini görecek oynak ve neşeli ifade içinde göstererek yanlışlığa düşmüş olanları, tavırlarını düzeltmeye davet eyleyecek.

            Bazı hareketler vardır ki kanun ona ceza vermez meselâ, yalan gurur gibi resmi cezası olmamakla beraber bunların yok edilmesi gereken fenalıklar olduğunu kimse inkar edemez. İşte mizah gazetesi bu kusurlara karşı kurulmuş bir darağacıdır. Cesaret edenleri mizahçıların kalem ve fırçaları teşhir eder ve halkın kahkahası kırbaçlar.

            Mizah gazeteleri büyük dalgınları dürter: Efendi kendine gel! der. Çok defa itip yuvarlar. Fakat bundan dolayı düşürenin kuvvetini değil düşenin zaafını suçlamalıyız. Çünkü cemiyetin isteklerinden biri de muvazenedir.

            Düşmemek için pek dik yürümekte çevremizdeki anlayışa yatkın gelmez, o da gülünç olur. Halkın isteği şudur: Az çok kendisine benzeyelim!... Hepsinin burnu akar bir cemiyet düşününüz: Şüphe yok ki aralarına giren burnu kuruyu nezleli sanacaklardır!

            Kahkaha mahkeme cezalarından daha zorludur. Gülünç olmak korkusu ne kadar fenalıkların önünü almış, ne kadar çirkinlikleri oluşundan önce menetmiştir. Biraz zekâsı olanlar, şüphesiz, halkın kahkahasından korktuğu kadar polis müdüründen korkmaz. Bunun içindir ki istenilen şartları toplamış bir mizah dergisi, ahlak kitabından çok ahlâka hizmet edicidir.

            Mizah gazetelerinden merhamet değil, hakikat beklemeliyiz, hattâ hakikatin biraz fazlasını!

            Mizahçı gayet kaygan, gayet gizli kusurlara varıncaya kadar etrafın bütün münasebetsizliklerini yakalayarak pertavsız altına alır hiç bir nazardan gizli kalamayacak derecede büyülttükten sonra basın meydanına atar: bu kalem ve fırça ile yapılmış bir karikatürdür.

            Güldürmek için edep ve terbiyenin sınırlarını aşmak şart değildir. Mizaha istidadı olanlar, utanç bölgesinden çıkmaksızın güldürücü şeyleri kolayca bulabilirler. Etrafımıza bakınca hemen birkaç mizah konusu toplamak için biraz zeki görüşlü olmak yeter. Modaya uyan kıyafetlerimizin bile pek çoğu gülünçtür. Dostlardan biri modadan bahsederken derdi ki:

            - Moda elbisemizin alaycı bir mimarıdır. Karagözün diyişi ile âyine_i devranda ne görürse bize onu giydirmeye çalışır. Bir moda gazetesine bakınız: bir örnek ötekinin hastası, bir öncekinin sarhoşu, daha öncekinin çıldırmasıdır. Dantelâ köpürür, kurdelâ kıvranır, şerit aşağı yukarı koşar kumaş ezilir, büzülür, kıvranır, gerinir, buruşur ve kadın sevinir, terziler de güler: İşte moda!

 

            Sözün kısası biraz dikkat etmek zahmetine katlanan bir göz için her taraf bir alay kaynağıdır.Mizahçılar, konu bulmakta, yazarların en az zorluk çekenleridir diyebiliriz. Hele bizde!

                                                                 

                                                                           Cenap Şahabettin

 

AKBABA 20 Haziran 1963